Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Davası
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Nedir?
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma; eşlerden birinde bulunan ruhsal hastalığın ortak yaşamı diğer eş bakımından çekilmez hâle getirmesi ve hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla belirlenmesi durumunda başvurulabilen özel bir boşanma yoludur.
Bu boşanma sebebi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 165. maddesinde düzenlenmiştir. Kanuna göre eşlerden birinin akıl hastası olması tek başına yeterli değildir. Ortak hayatın hastalık nedeniyle diğer eş açısından sürdürülemez hâle gelmesi ve hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının yetkili resmî sağlık kurulu tarafından tespit edilmesi gerekir.
Bu düzenlemenin amacı, ruhsal hastalığı bulunan kişiyi kusurlu veya değersiz göstermek değildir. Her psikiyatrik tanı evlilik yaşamını olumsuz etkilemez ve her ruhsal hastalık boşanma sebebi oluşturmaz. Mahkeme, hastalığın adı kadar tedaviye yanıtını, eşlerin yaşamına etkisini ve ortak hayatın fiilen sürdürülüp sürdürülemeyeceğini değerlendirir.
Akıl Hastalığının Boşanma Sebebi Olmasının Şartları
Türk Medeni Kanunu’nun 165. maddesi kapsamında boşanmaya karar verilebilmesi için üç temel şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir:
-
Eşlerden birinde akıl hastalığının bulunması,
-
Hastalık nedeniyle ortak hayatın diğer eş açısından çekilmez hâle gelmesi,
-
Hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi.
Bu şartlardan yalnızca birinin eksik olması, TMK m. 165’e dayanan boşanma talebinin reddedilmesine neden olabilir. Akıl hastalığı, ortak yaşamın çekilmezliği ayrıca arandığı için özel ve nispi bir boşanma sebebidir.
Her Ruhsal Hastalık Boşanma Sebebi midir?
Hayır. Bir eşin psikiyatri tedavisi görmesi, ilaç kullanması veya belirli bir ruhsal hastalık tanısının bulunması, tek başına boşanma kararı verilmesini sağlamaz.
Depresyon, anksiyete bozukluğu, bipolar bozukluk, şizofreni veya başka bir psikiyatrik tanı bakımından yalnızca hastalığın adına bakılarak hukuki sonuç çıkarılamaz. Aynı hastalığa sahip iki kişinin belirtileri, işlevsellik düzeyi, tedaviye yanıtı ve aile yaşamına etkisi birbirinden tamamen farklı olabilir.
Mahkeme özellikle;
-
Hastalığın niteliğini ve ağırlığını,
-
Belirtilerin sürekliliğini,
-
Tedaviyle kontrol altına alınıp alınamadığını,
-
Kişinin günlük yaşamını sürdürebilme durumunu,
-
Eşi ve çocuklarıyla güvenli ilişki kurup kuramadığını,
-
Ortak hayatın diğer eşten beklenemeyecek ölçüde zorlaşıp zorlaşmadığını
değerlendirir.
Dolayısıyla psikiyatrik tanı, otomatik bir boşanma gerekçesi değil; kanundaki diğer şartlarla birlikte incelenmesi gereken tıbbi bir olgudur.
Hastalığın Geçmesine Olanak Bulunmaması Ne Demektir?
Kanun, yalnızca mevcut bir akıl hastalığının bulunmasını değil, bu hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesini aramaktadır. Hastalığın tedavi edilebilir, kontrol altında tutulabilir veya belirgin şekilde iyileştirilebilir olması durumunda TMK m. 165’in bu şartı gerçekleşmeyebilir.
Buradaki değerlendirme, kişinin bir daha hiçbir zaman belirti göstermeyeceğinin veya tamamen sağlıklı hâle gelmesinin mümkün olmadığının kesin olarak söylenmesi şeklinde anlaşılmamalıdır. Tıbbi kurul; hastalığın seyri, tedavi olanakları, klinik bulgular ve bilimsel veriler ışığında hukuki değerlendirmeye esas olacak bir görüş sunar.
Raporun yalnızca “kişide psikiyatrik hastalık vardır” demesi yeterli olmayabilir. Kanunun aradığı önemli nokta, hastalığın geçmesine olanak bulunup bulunmadığıdır.
Akıl Hastalığının Üç Yıl Sürmesi Gerekir mi?
Hayır. Güncel Türk Medeni Kanunu’nda akıl hastalığının üç yıl veya başka belirli bir süre devam etmiş olması şartı bulunmamaktadır.
Boşanma kararı bakımından önemli olan;
-
Akıl hastalığının mevcut olması,
-
Ortak yaşamı diğer eş için çekilmez hâle getirmesi,
-
Hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla belirlenmesidir.
Hastalığın ne kadar süredir devam ettiği, tedavi geçmişi ve iyileşme ihtimali tıbbi değerlendirmede önem taşıyabilir; ancak kanunda bağımsız bir “üç yıl bekleme süresi” öngörülmemiştir.
Resmî Sağlık Kurulu Raporu Zorunlu mudur?
Evet. Akıl hastalığı nedeniyle boşanma kararı verilebilmesi için hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi kanuni bir zorunluluktur.
Mahkeme, tarafın sunduğu reçete, ilaç listesi, hastane yatış belgesi veya tek hekim raporuyla yetinmeyebilir. Bu belgeler hastalığın ve tedavi sürecinin araştırılmasını gerektiren başlangıç delilleri olabilir; ancak kanunun aradığı kurul raporunun yerini kendiliğinden tutmaz.
Mahkeme gerektiğinde;
-
Önceki hastane ve tedavi kayıtlarını getirterek,
-
Eşin yetkili sağlık kuruluşuna sevkini sağlayarak,
-
Mevcut raporların güncelliğini ve yeterliliğini inceleyerek,
-
Gerekirse yeniden kurul değerlendirmesi yaptırarak
hastalığın niteliği ve iyileşme olanağı konusunda inceleme yapabilir.
Özel Hastane Raporu Yeterli Olur mu?
Özel hastaneden veya özel hekimden alınan raporlar, kişinin tedavi gördüğünü veya belirli bir tanısının bulunduğunu gösterebilir. Ancak TMK m. 165, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesini açıkça aramaktadır.
Bu nedenle özel sağlık kuruluşundan alınan belge tek başına boşanma kararı verilmesi için yeterli kabul edilmeyebilir. Mahkeme, kanuni şartın karşılanması amacıyla yetkili resmî sağlık kurulundan rapor alınmasını sağlayabilir.
Ortak Hayatın Çekilmez Hâle Gelmesi
Akıl hastalığının ve iyileşme olanağının bulunmadığının tıbben belirlenmesi, tek başına boşanma için yeterli değildir. Hastalık nedeniyle ortak hayatın diğer eş açısından çekilmez hâle geldiğinin de ortaya konulması gerekir.
Çekilmezlik değerlendirmesi tıbbi tanıyla sınırlı değildir. Hâkim, hastalığın evlilik yaşamına yansımalarını ve diğer eşin karşılaştığı koşulları dosyanın tamamına göre değerlendirir.
Somut olayın özelliklerine göre;
-
Sürekli ve ağır bakım ihtiyacı,
-
Ortak yaşamın güvenli biçimde sürdürülememesi,
-
Tekrarlayan ağır krizler,
-
Eş veya çocukların güvenliğinin tehlikeye düşmesi,
-
Aile yaşamının fiilen sürdürülemez hâle gelmesi,
-
Hastalık nedeniyle eşler arasındaki ortak yaşamın tamamen ortadan kalkması
çekilmezlik değerlendirmesinde dikkate alınabilir.
Ancak yalnızca hastalığın aileye maddi veya günlük bir güçlük çıkarması yeterli olmayabilir. Mahkeme, evlilik içerisindeki karşılıklı dayanışma yükümlülüğü ile sağlıklı eşin karşılaştığı koşullar arasında hakkaniyete uygun bir değerlendirme yapar.
Çekilmezliğe Sağlık Kurulu mu, Hâkim mi Karar Verir?
Akıl hastalığının varlığı, niteliği ve iyileşme olanağı tıbbi uzmanlık gerektirdiği için resmî sağlık kurulunca değerlendirilir. Ortak hayatın diğer eş açısından çekilmez hâle gelip gelmediği ise hukuki bir değerlendirmedir ve nihai olarak hâkim tarafından belirlenir.
Hâkim bu değerlendirmeyi;
-
Sağlık kurulu raporu,
-
Tedavi ve hastane kayıtları,
-
Tarafların yaşam koşulları,
-
Tanık anlatımları,
-
Kolluk ve sağlık belgeleri,
-
Çocukların durumuna ilişkin kayıtlar,
-
Dosyadaki diğer hukuka uygun deliller
üzerinden yapar.
Kurul raporunun yalnızca hastalığın tanısını ve iyileşme olanağını açıklaması, mahkemenin ortak hayatın çekilmezliğini ayrıca araştırma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Akıl Hastalığı Ne Zaman Ortaya Çıkmış Olmalıdır?
TMK m. 165, hastalığın mutlaka evlilikten sonra başlamış olmasını açıkça şart koşmamaktadır. Ancak hastalığın evlilikten önce mevcut olması durumunda, eşin evlenme sırasındaki ayırt etme gücü ve hastalığın evlenmeye engel nitelik taşıyıp taşımadığı ayrıca önem kazanabilir.
Evlilik sırasında eşlerden birinin sürekli biçimde ayırt etme gücünden yoksun olması veya evlenmeye engel nitelikte bir akıl hastalığının bulunması hâlinde boşanma yerine evliliğin hükümsüzlüğüne ilişkin düzenlemeler gündeme gelebilir. Hangi hukuki yolun uygulanacağı, hastalığın evlilik tarihindeki niteliğine ve eşin evlenme iradesine göre belirlenmelidir.
Hastalığın evlilikten önce bilinmesi veya diğer eş tarafından evlenirken kabul edilmiş olması da TMK m. 165’in uygulanmasını otomatik olarak engellemez. Önemli olan dava tarihinde kanundaki şartların gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Bununla birlikte önceki bilgi ve evlilik süresince yaşananlar, ortak hayatın çekilmezliği değerlendirmesinde dikkate alınabilir.
Akıl Hastalığı ile Ayırt Etme Gücü Aynı Şey midir?
Hayır. Bir kişinin ruhsal hastalık tanısı alması, ayırt etme gücünü mutlaka kaybettiği anlamına gelmez. Türk Medeni Kanunu’na göre ayırt etme gücü, kişinin akla uygun biçimde davranabilme yeteneğiyle ilgilidir. Ruhsal hastalığın bu yeteneği etkileyip etkilemediği, her kişi ve işlem bakımından ayrıca değerlendirilebilir.
Benzer şekilde ruhsal hastalık tanısı bulunan her kişi otomatik olarak kısıtlanmış veya vesayet altına alınmış sayılmaz. Akıl hastalığı nedeniyle işlerini göremeyen, sürekli yardıma ihtiyaç duyan ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan kişinin kısıtlanması ayrı bir vesayet kararı gerektirir. Kısıtlama da resmî sağlık kurulu raporuna dayanır.
Akıl Hastası Eşe Vasi Atanması Gerekir mi?
Davalı eşin ruhsal hastalık tanısının bulunması tek başına vasi atanmasını zorunlu hâle getirmez. Kişinin davayı anlayabilme, takip edebilme ve kendi haklarını koruyabilme yeterliliği ayrıca değerlendirilir.
Mahkeme, eşin korunması ve temsili bakımından vesayet gerektiren bir durum bulunduğunu tespit ederse bunu yetkili vesayet makamına bildirebilir. Türk Medeni Kanunu, görevleri sırasında vesayet gerektiren bir hâli öğrenen mahkemelere bildirim yükümlülüğü getirmektedir.
Eş daha önce kısıtlanmış ve kendisine vasi atanmışsa dava sürecinde usulüne uygun temsilinin sağlanması gerekir. Vasi ile eş arasında menfaat çatışması bulunduğu durumlarda ayrıca temsil kayyımı atanması gündeme gelebilir.
Akıl Hastalığı Bulunan Eş Boşanma Davası Açabilir mi?
Ruhsal hastalık tanısının bulunması, kişinin dava açma hakkını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Kişi ayırt etme gücüne ve dava ehliyetine sahipse genel boşanma sebeplerine dayanarak dava açabilir.
Kişi kısıtlanmışsa veya davayı kendi başına takip edebilecek durumda değilse temsil ve vesayet hükümleri uygulanır. TMK m. 165’teki özel boşanma sebebi ise hastalığın ortak hayatı çekilmez hâle getirdiğini ileri süren diğer eşe tanınmış bir dava hakkıdır.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Kusura Dayanır mı?
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma, esas olarak eşin kusurlu davranışına değil, sağlık durumunun ortak yaşama etkisine dayanır. Hastalık ve hastalıktan kaynaklanan irade dışı davranışlar, kişiye otomatik olarak kusur şeklinde yüklenemez.
Bu nedenle yalnızca hastalığın bulunmasına dayanılarak hasta eşin boşanmada kusurlu olduğu sonucuna varılmamalıdır. Eşin hastalıktan bağımsız ve iradi kusurlu davranışları varsa bunlar ayrıca incelenebilir.
Bu ayrım, özellikle maddi ve manevi tazminat talepleri bakımından önem taşır.
TMK m. 165 Yerine Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmasına Dayanılabilir mi?
Akıl hastalığından kaynaklanan ve kişinin iradesi dışında gerçekleşen davranışların doğrudan kusur olarak kabul edilmesi hukuken sorunlu olabilir. Kanun, akıl hastalığı için özel olarak TMK m. 165’i düzenlemiş ve resmî sağlık kurulu raporu ile iyileşme olanağının bulunmaması şartını aramıştır.
Bu nedenle davanın yalnızca “eşin davranışları evliliği sarstı” şeklinde TMK m. 166’ya dayandırılması, davranışların hastalığın doğrudan sonucu olması hâlinde yeterli olmayabilir. Hastalıktan bağımsız, iradi ve kusurlu davranışlar bulunuyorsa genel boşanma sebebi ayrıca gündeme gelebilir.
Dava dilekçesinde hangi olayın akıl hastalığına, hangisinin bağımsız kusurlu davranışlara dayandığı açıkça ayrılmalıdır.
Dava Açma Süresi Var mıdır?
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma davası bakımından zina veya hayata kastta olduğu gibi altı aylık ya da beş yıllık özel bir hak düşürücü süre öngörülmemiştir.
Kanundaki şartlar devam ettiği sürece dava açılabilir. Bununla birlikte hastalığın iyileşmesi veya ortak hayatın artık çekilmez olmadığının anlaşılması hâlinde TMK m. 165’in koşulları ortadan kalkabilir.
Davanın uzun süre açılmamış olması tek başına hakkı ortadan kaldırmaz; ancak eşlerin hastalığa rağmen ortak yaşamı hangi koşullarda sürdürdüğü, çekilmezlik değerlendirmesinde dikkate alınabilir.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Nasıl İspat Edilir?
Bu dava türünde ispat iki ana bölümden oluşur:
Hastalığın ve iyileşme olanağının bulunmadığının ispatı
-
Resmî sağlık kurulu raporu,
-
Önceki hastane yatışları,
-
Tedavi ve takip kayıtları,
-
Reçete ve ilaç kullanım belgeleri,
-
Vesayet dosyası,
-
Önceki sağlık kurulu raporları.
Ortak hayatın çekilmez hâle geldiğinin ispatı
-
Olaylara doğrudan tanık olan kişilerin anlatımları,
-
Kolluk ve olay tutanakları,
-
Sağlık kuruluşu kayıtları,
-
Koruma veya uzaklaştırma kararları,
-
Çocukların bakım durumuna ilişkin belgeler,
-
Hukuka uygun mesaj ve yazışmalar,
-
Sosyal inceleme ve uzman raporları,
-
Diğer hukuka uygun deliller.
Tıbbi belgeler hastalığın varlığını gösterebilir; ancak ortak hayatın diğer eş açısından nasıl ve neden sürdürülemez hâle geldiğinin ayrıca açıklanması gerekir.
Sağlık Bilgilerinin Gizliliği
Ruhsal hastalık ve tedavi bilgileri özel nitelikli kişisel verilerdir. Bu belgelerin dava dosyasına sunulması ve sağlık kuruluşlarından istenmesi, yargılamanın amacı ve ispat ihtiyacıyla sınırlı olmalıdır.
Eşin e-Nabız hesabına, hastane sistemine veya özel yazışmalarına izinsiz erişmek hukuka aykırı olabilir. Sağlık kayıtlarının mahkeme aracılığıyla ilgili kurumlardan getirtilmesi, hem delilin güvenilirliği hem de özel hayatın korunması bakımından daha uygun bir yöntemdir.
Taraflardan biri, özel hayatın korunması amacıyla duruşmaların gizli yapılmasını da talep edebilir.
Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanmada Maddi ve Manevi Tazminat
Maddi ve manevi tazminat için Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesi uyarınca karşı tarafın kusurlu olması gerekir. Ruhsal hastalığın kendisi veya hastalıktan kaynaklanan irade dışı davranışlar tek başına kusur sayılmadığından, yalnızca akıl hastalığına dayanarak hasta eş aleyhine tazminata hükmedilmesi mümkün olmayabilir.
Ancak hasta eşin rahatsızlıktan bağımsız, iradi ve kusurlu davranışları varsa bunların tazminat şartlarını oluşturup oluşturmadığı ayrıca değerlendirilir.
Benzer şekilde diğer eşin hasta eşe yönelik şiddet, aşağılama, bakımını bilinçli şekilde ihmal etme veya kişilik haklarını zedeleyen bağımsız davranışları varsa hasta eş lehine tazminat gündeme gelebilir.
Yoksulluk Nafakası Talep Edilebilir mi?
Evet. Akıl hastalığı nedeniyle boşanma davasında yoksulluk nafakası, Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesindeki şartlara göre ayrıca değerlendirilir.
Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek ve kusuru daha ağır olmayan eş, diğer eşin mali gücü oranında yoksulluk nafakası talep edebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.
Ruhsal hastalık nedeniyle çalışma gücünün azalması, sürekli tedavi giderleri veya ekonomik bağımsızlığın bulunmaması nafaka ihtiyacının belirlenmesinde dikkate alınabilir. Ancak nafaka otomatik olarak bağlanmaz; tarafların gelirleri, malvarlıkları, giderleri ve bakım ihtiyaçları araştırılır.
Akıl Hastalığı Velayeti Otomatik Olarak Etkiler mi?
Ruhsal hastalık tanısının bulunması, velayetin otomatik olarak diğer ebeveyne verilmesi veya kaldırılması sonucunu doğurmaz. Velayette temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır.
Mahkeme;
-
Hastalığın ebeveynlik görevlerine etkisini,
-
Çocuğun güvenliğini,
-
Günlük bakımın kim tarafından sağlandığını,
-
Hastalığın tedaviyle kontrol altında olup olmadığını,
-
Ebeveynin çocuğa ayırabildiği zamanı,
-
Çocuğun eğitim ve sağlık düzenini,
-
Sosyal inceleme ve uzman raporlarını
birlikte değerlendirir.
Türk Medeni Kanunu’na göre hastalık nedeniyle velayet görevinin gereği gibi yerine getirilememesi ve daha hafif koruyucu önlemlerin yetersiz kalması hâlinde velayetin kaldırılması gündeme gelebilir. Bununla birlikte yalnızca tanı bulunması velayetin kaldırılması için yeterli değildir.
Çocukla Kişisel İlişki Nasıl Düzenlenir?
Velayet diğer ebeveyne verilse bile ruhsal hastalık tanısı bulunan ebeveyn ile çocuğun ilişkisinin tamamen kesilmesi zorunlu değildir.
Mahkeme, çocuğun üstün yararına göre;
-
Olağan kişisel ilişki kurulmasına,
-
Görüşmelerin uzman veya refakatçi eşliğinde gerçekleştirilmesine,
-
Süre ve koşulların sınırlandırılmasına,
-
Ciddi risk bulunması hâlinde ilişkinin geçici olarak kaldırılmasına
karar verebilir.
Kişisel ilişkinin kapsamı belirlenirken yalnızca hastalık adı değil, mevcut belirtiler, tedaviye uyum ve çocuğun güvenliği değerlendirilir.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma davasında görevli mahkeme aile mahkemesidir. Aile mahkemesinin bulunmadığı yerlerde asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla davaya bakar.
Yetkili mahkeme;
-
Eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesi veya
-
Tarafların davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.
Davalı eşin kısıtlı olması durumunda dava ve tebligat işlemlerinin vasi veya gerekli hâllerde temsil kayyımı üzerinden usulüne uygun yürütülmesi gerekir.
Dava Ne Kadar Sürer?
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma davalarında kesin bir yargılama süresi bulunmamaktadır. Süre özellikle;
-
Sağlık kurulu raporunun ne kadar zamanda hazırlanacağına,
-
Eşin muayeneye katılıp katılmamasına,
-
Önceki sağlık kayıtlarının getirtilmesine,
-
Vesayet dosyası bulunup bulunmamasına,
-
Tanık ve diğer delillerin toplanmasına,
-
Velayet bakımından sosyal inceleme gerekip gerekmediğine,
-
İstinaf ve temyiz başvurularına
göre değişebilir.
Sağlık kurulu raporunun eksik, eski veya hastalığın iyileşme olanağı konusunda yetersiz olması, yeniden rapor alınmasına ve sürecin uzamasına neden olabilir.
Uygulamada Davanın Reddedilebileceği Durumlar
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma talebi özellikle şu hâllerde reddedilebilir:
-
Akıl hastalığının varlığının yeterli tıbbi incelemeyle belirlenmemesi,
-
Hastalığın geçmesine olanak bulunmadığına ilişkin resmî sağlık kurulu raporunun bulunmaması,
-
Raporun yalnızca tanı içerip hastalığın gelecekteki seyri hakkında değerlendirme yapmaması,
-
Hastalığın tedaviyle kontrol altına alınabilir olduğunun belirlenmesi,
-
Ortak hayatın diğer eş açısından çekilmez hâle geldiğinin ispatlanamaması,
-
Yalnızca özel hekim veya tek hekim raporuna dayanılması,
-
Bedensel hastalık veya kişilik uyuşmazlığının yanlışlıkla TMK m. 165 kapsamında ileri sürülmesi,
-
Davanın doğru hukuki sebebe dayandırılmaması.
TMK m. 165’in koşulları oluşmasa bile ispatlanan başka bağımsız ve kusurlu davranışlar varsa bunların genel boşanma sebebi oluşturup oluşturmadığı ayrıca incelenebilir.
⚠️ Uygulamada Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma davalarında şu hatalardan kaçınılmalıdır:
-
Her psikiyatrik tanının otomatik boşanma sebebi olduğunu düşünmek,
-
Akıl hastalığı için kanunda üç yıllık bekleme süresi bulunduğunu sanmak,
-
Reçete veya tek hekim raporunu resmî sağlık kurulu raporu yerine yeterli görmek,
-
Hastalığın iyileşme olanağının raporda değerlendirilmesini istememek,
-
Ortak hayatın neden çekilmez hâle geldiğini somut olaylarla açıklamamak,
-
Hastalığı doğrudan kusur olarak nitelendirmek,
-
Hastalıktan kaynaklanan irade dışı davranışlarla bağımsız kusurlu davranışları ayırmamak,
-
Ruhsal hastalık tanısını velayetin otomatik kaldırılma sebebi saymak,
-
Sağlık kayıtlarına hukuka aykırı biçimde erişmek,
-
Davalı eşin dava ehliyeti ve temsil durumunu araştırmamak,
-
Evlilik tarihindeki hastalık ve ayırt etme gücü bakımından evliliğin hükümsüzlüğü ihtimalini gözden kaçırmak,
-
Sağlık kurulu raporundaki eksik veya çelişkili değerlendirmelere süresinde itiraz etmemek.
Hukuki Destek Neden Önemlidir?
Akıl hastalığı nedeniyle boşanma davası, aile hukuku ile tıbbi değerlendirmenin birlikte yürütüldüğü özel bir dava türüdür. Hastalığın tanısı, seyri ve iyileşme olanağı resmî sağlık kurulunca değerlendirilirken, ortak hayatın çekilmez hâle gelip gelmediğine mahkeme karar verir.
Yanlış hukuki sebebe dayanılması, yetersiz sağlık raporuyla dava açılması veya davalı eşin temsil durumunun gözden kaçırılması yargılamanın uzamasına ve talebin reddedilmesine yol açabilir. Velayet, nafaka ve tazminat taleplerinin de hastalığın varlığından bağımsız kanuni koşullara göre hazırlanması gerekir.
Bu nedenle sürecin aile hukuku alanında deneyimli bir avukat tarafından yürütülmesi, tıbbi raporların hukuki açıdan değerlendirilmesi ve hasta eşin kişilik haklarının korunması bakımından önem taşımaktadır.