Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması | Psikolojik ve Ekonomik Şiddet

Çekişmeli Boşanma Davası Nedir? Şartları, Süreci, Delilleri ve Hukuki Sonuçları

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması Nedir?

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması, uygulamada en sık dayanılan genel boşanma sebebidir. Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesine göre evlilik birliği, ortak yaşamı sürdürmeleri eşlerden beklenemeyecek derecede sarsılmışsa her eş boşanma davası açabilir. Bu boşanma sebebinde kanunda tek tek sayılan belirli davranışların gerçekleşmesi değil, eşler arasındaki ortak hayatın sürdürülemez hâle gelip gelmediği değerlendirilir.

Evlilik içerisinde yaşanan her tartışma, anlaşmazlık veya geçici kırgınlık boşanma kararı verilmesi için yeterli değildir. Davranışların evlilik ilişkisine etkisi, sürekliliği, ağırlığı ve ortak hayatı ne ölçüde çekilmez hâle getirdiği somut olayın tamamı üzerinden incelenir.

Mahkeme yalnızca bir eşin evliliği sürdürmek istemediğine ilişkin beyanıyla yetinmez. İleri sürülen olayların hukuka uygun delillerle ispatlanması ve evlilik birliğini ciddi biçimde sarstığının ortaya konulması gerekir.

Genel Boşanma Sebebi Olmasının Anlamı Nedir?

Zina, terk ve hayata kast gibi özel boşanma nedenlerinde kanun, belirli bir olayın varlığını arar. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması ise sınırlı sayıda davranışla açıklanamayacak kadar geniş bir kapsama sahiptir.

Bu kapsamda;

  • Psikolojik şiddet,

  • Ekonomik şiddet,

  • Sürekli ilgisizlik,

  • Güven sarsıcı davranışlar,

  • Hakaret ve aşağılama,

  • Aşırı kıskançlık ve baskı,

  • Eşin ailesiyle görüşmesinin engellenmesi,

  • Evlilik sorumluluklarının sürekli ihmal edilmesi,

  • Ortak yaşamdan sistematik biçimde kaçınılması,

  • Aile içi iletişimin tamamen sona ermesi

somut olayın özelliklerine göre boşanma sebebi oluşturabilir.

Ancak bu davranışlardan birinin dilekçede yazılmış olması, tek başına boşanma kararı verileceği anlamına gelmez. Davranışın gerçekleştiği ve evlilik üzerindeki etkisi ayrıca ispatlanmalıdır.

Ortak Hayatın Sürdürülmesinin Beklenememesi Ne Demektir?

Mahkemenin temel değerlendirmesi, eşlerden ortak yaşamı sürdürmelerinin objektif ve makul biçimde beklenip beklenemeyeceğidir. Evlilik ilişkisi yalnızca aynı evde yaşamaktan ibaret değildir. Eşlerin birbirine sadık kalması, yardımcı olması, aile birliğinin mutluluğunu birlikte sağlaması ve aile giderlerine güçleri ölçüsünde katılması gerekir. Bu yükümlülükler Türk Medeni Kanunu’nun 185 ve 186. maddelerinde düzenlenmiştir.

Eşler aynı konutta yaşamaya devam etse bile aralarındaki duygusal bağın tamamen kopması, sürekli baskı ve çatışma yaşanması veya aile yaşamının fiilen ortadan kalkması hâlinde evlilik birliği temelinden sarsılmış olabilir.

Buna karşılık eşlerin ayrı yaşaması da tek başına yeterli değildir. Ayrılığın nedeni, ne kadar sürdüğü, ortak yaşamın neden kurulamaması ve ayrılığa hangi eşin davranışlarının yol açtığı birlikte değerlendirilir.

Davacının Daha Ağır Kusurlu Olması Davayı Etkiler mi?

Türk Medeni Kanunu’nun 166/2. maddesine göre evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle açılan davada davacının kusuru daha ağırsa davalı eş boşanmaya itiraz edebilir. Ancak bu itiraz hakkın kötüye kullanılması niteliğindeyse ve evliliğin devamında eşler veya çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa mahkeme boşanmaya karar verebilir.

Bu düzenleme nedeniyle davacı eşin tamamen kusursuz olması zorunlu değildir. Daha az kusurlu, eşit kusurlu veya belirli koşullarda daha ağır kusurlu eş de dava açabilir. Bununla birlikte davalının itirazının hukuki sonuç doğurup doğurmayacağı, tarafların kusur karşılaştırmasına ve evliliğin devamında gerçek bir yarar bulunup bulunmadığına göre belirlenir.

Kusur değerlendirmesi yalnızca boşanma kararı bakımından değil; maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası talepleri açısından da önemlidir.

Tek Bir Olay Evlilik Birliğini Temelinden Sarsabilir mi?

Evet. Davranışın mutlaka uzun süre devam etmesi gerekmez. Fiziksel saldırı, ağır hakaret, ciddi tehdit veya eşin onurunu ağır biçimde zedeleyen tek bir olay, niteliğine göre ortak hayatın sürdürülmesini beklenemez hâle getirebilir.

Buna karşılık tek başına ağır görünmeyen bazı davranışlar sürekli tekrarlandığında boşanma sebebi oluşturabilir. Sürekli küçümseme, küsme, sessiz kalma, eşin ihtiyaçlarını görmezden gelme veya günlük yaşam üzerinde aşırı denetim kurma gibi davranışların bir bütün olarak psikolojik şiddet niteliğine ulaşması mümkündür.

Bu nedenle mahkeme yalnızca olay sayısına değil, davranışların ağırlığına ve evlilik ilişkisi üzerindeki toplam etkisine bakar.

Psikolojik Şiddet Nedir?

Psikolojik şiddet, eşin ruhsal bütünlüğünü, özgüvenini ve kişilik değerlerini zedeleyen baskıcı, aşağılayıcı veya kontrol edici davranışları ifade eder. Psikolojik şiddet fiziksel iz bırakmadığı için ispatı fiziksel şiddete göre daha güç olabilir. Bununla birlikte tanık beyanları, mesajlar, sosyal medya içerikleri, uzman kayıtları ve olayların sürekliliğini gösteren diğer delillerle ortaya konulabilir.

Psikolojik şiddet kapsamında değerlendirilebilecek davranışlara şunlar örnek gösterilebilir:

  • Sürekli hakaret etmek ve aşağılamak,

  • Eşi küçük düşürücü isimlerle çağırmak,

  • Başkalarıyla karşılaştırmak,

  • Konuşmayarak ve uzun süre küserek cezalandırmak,

  • Tehdit etmek veya korkutmak,

  • Eşin ailesi ve arkadaşlarıyla görüşmesini engellemek,

  • Telefonunu, sosyal ilişkilerini ve günlük hareketlerini sürekli denetlemek,

  • Çocukları eşe karşı baskı aracı olarak kullanmak,

  • Eşi değersiz, yetersiz veya istenmeyen biri gibi hissettirmek,

  • Sürekli boşanma veya çocukları göstermeme tehdidinde bulunmak,

  • Toplum içerisinde küçük düşürmek,

  • Hastalık veya zor dönemlerinde yalnız bırakmak.

Yargıtay kararlarında eşe ekonomik şiddet uygulanması, sevgisiz ve ilgisiz davranılması, sebepsiz tartışmalar çıkarılması ve uzun süre küs kalınması gibi davranışların kusur değerlendirmesinde dikkate alındığı görülmektedir.

Sürekli Küsme ve İletişim Kurmama Boşanma Sebebi midir?

Eşlerin zaman zaman tartışması ve kısa süre konuşmaması hayatın olağan akışı içerisinde değerlendirilebilir. Ancak iletişimin bir cezalandırma yöntemi olarak kullanılması, eşin uzun süre yok sayılması veya sorunları çözmek yerine sürekli biçimde duygusal uzaklık oluşturulması psikolojik şiddet niteliği taşıyabilir.

Mahkeme değerlendirme yaparken;

  • Küs kalınan sürenin uzunluğunu,

  • Davranışın tekrar edip etmediğini,

  • Ortak yaşamın bu nedenle nasıl etkilendiğini,

  • Çocukların davranıştan etkilenip etkilenmediğini,

  • Tarafların yeniden iletişim kurma çabalarını,

  • Tanıkların olaya ilişkin doğrudan bilgilerini

birlikte inceler.

Tek bir tartışmanın ardından kısa süre konuşmamak ile aylarca aynı ev içerisinde eşini yok saymak aynı şekilde değerlendirilmez.

Aşırı Kıskançlık ve Kontrolcü Davranışlar

Kıskançlık tek başına boşanma sebebi değildir. Ancak eşin günlük hayatını ciddi biçimde sınırlayan, telefonunu sürekli denetleyen, işine veya sosyal hayatına müdahale eden ve asılsız sadakatsizlik suçlamalarında bulunan davranışlar psikolojik şiddet oluşturabilir.

Kontrolcü davranışlara şu örnekler verilebilir:

  • Eşin telefonunu düzenli olarak incelemek,

  • Konum bilgisini sürekli açık tutmasını istemek,

  • İş arkadaşlarıyla iletişimini yasaklamak,

  • Tek başına dışarı çıkmasına engel olmak,

  • Giyim tarzına zorla müdahale etmek,

  • Ailesi ve arkadaşlarıyla görüşmesini sınırlamak,

  • Her harcama için hesap sormak,

  • Sürekli sadakatsizlikle suçlamak.

Bu davranışların evlilik birliği üzerindeki etkisi, tarafların yaşam düzeni ve olayların sürekliliği dikkate alınarak değerlendirilir.

Eşin Ailesinin Evliliğe Müdahale Etmesi

Kayınvalide, kayınpeder veya diğer aile üyelerinin evliliğe müdahalesi tek başına her durumda diğer eşe kusur olarak yüklenemez. Önemli olan eşin bu müdahalelere karşı tutumu ve evlilik birliğini korumak için makul bir çaba gösterip göstermediğidir.

Eşin;

  • Ailesinin sürekli hakaretlerine sessiz kalması,

  • Eşini ailesi karşısında küçük düşürmesi,

  • Aile üyelerinin evlilik kararlarını belirlemesine izin vermesi,

  • Eşini başka kişilerle kıyaslayan sözlere karşı çıkmaması,

  • Ortak konut ve aile düzeni konusunda ailesinin baskısını kabul etmesi

somut olayın özelliklerine göre kusur oluşturabilir.

Yargıtay kararlarında eşin ailesinin evliliğe müdahalesine ve eşin başkalarıyla kıyaslanmasına sessiz kalmasının kusur değerlendirmesine konu edildiği görülmektedir.

Ekonomik Şiddet Nedir?

Ekonomik şiddet, eşin ekonomik kaynaklara erişimini sınırlamak, parasal bağımsızlığını ortadan kaldırmak veya maddi imkânları baskı aracı olarak kullanmak şeklinde ortaya çıkabilir.

Türk Medeni Kanunu’na göre eşler aile giderlerine güçleri oranında emekleri ve malvarlıklarıyla katılmakla yükümlüdür. Eşlerden birinin bütün ekonomik yükü diğerine bırakması veya parayı kontrol ve cezalandırma aracı olarak kullanması, bu yükümlülüğün ihlali niteliği taşıyabilir.

Ekonomik şiddete örnek olarak;

  • Evin zorunlu giderlerini karşılamamak,

  • Eşe hiçbir harcama imkânı bırakmamak,

  • Eşin gelirine zorla el koymak,

  • Çalışmasına engel olmak,

  • Eşi çalışmaya zorlayıp kazancını tamamen almak,

  • Banka kartı ve hesaplarına erişimini engellemek,

  • Ortak gelirleri gizlemek,

  • Aileyi borçlandıran işlemler yapmak,

  • Eşin haberi olmadan sürekli kredi kullanmak,

  • Çocukların temel ihtiyaçlarını bilerek karşılamamak,

  • Eşi ekonomik olarak ailesine bağımlı hâle getirmek,

  • Her günlük harcamayı aşağılayıcı biçimde sorgulamak

gösterilebilir.

Yargıtay kararlarında eşe baskıcı davranılarak ekonomik şiddet uygulanması ve aile yaşamındaki ekonomik sorumlulukların ihlal edilmesi kusur değerlendirmesine dâhil edilmektedir.

Çalışan Eş Ekonomik Şiddete Maruz Kalabilir mi?

Evet. Ekonomik şiddet yalnızca geliri olmayan eşe karşı uygulanmaz. Çalışan kişinin maaşına el konulması, banka hesaplarının kontrol edilmesi, gelirini nasıl kullanacağına zorla karar verilmesi veya bütün aile giderlerinin tek başına ona yüklenmesi de ekonomik şiddet oluşturabilir.

Bir eşin diğerinden daha yüksek gelir elde etmesi de aile giderlerinin tamamını tek başına karşılamak zorunda olduğu anlamına gelmez. Eşlerin ekonomik katkısı mali güçlerine, emeklerine ve evlilik içerisindeki iş bölümüne göre değerlendirilir.

Eşin Çalışmasına Engel Olmak

Türk Medeni Kanunu’nun 192. maddesine göre eşlerden biri meslek veya iş seçimi için diğer eşin iznini almak zorunda değildir. Bununla birlikte işin seçiminde ve yürütülmesinde evlilik birliğinin huzur ve yararı gözetilir.

Eşin haklı bir neden olmaksızın çalışmasına izin vermemek, işyerine gitmesini engellemek veya mesleğini bırakması için baskı yapmak ekonomik ve psikolojik şiddet oluşturabilir. Buna karşılık işin aile yaşamına somut ve ağır etkileri varsa, tarafların makul biçimde çözüm araması beklenebilir.

Her olayda eşin mesleğine yönelik müdahalenin nedeni, yöntemi ve aile üzerindeki etkisi ayrı ayrı değerlendirilir.

İlgisizlik Boşanma Sebebi Olabilir mi?

Evlilik, eşlerin yalnızca aynı evde yaşamalarını değil, karşılıklı destek ve dayanışma içinde olmalarını gerektirir. Sürekli ilgisizlik, eşin duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını görmezden gelme veya aile yaşamından tamamen uzak durma ortak hayatı sürdürülemez hâle getirebilir.

İlgisizlik şu şekillerde ortaya çıkabilir:

  • Eşle ve çocuklarla hiçbir zaman geçirmemek,

  • Eşin hastalığı veya zor dönemleriyle ilgilenmemek,

  • Ortak yaşamın sorunlarını sürekli görmezden gelmek,

  • Aile içi sorumluluklara katılmamak,

  • Sürekli ayrı sosyal yaşam sürdürmek,

  • Eve yalnızca uyumak için gelmek,

  • Çocukların bakım ve eğitimiyle ilgilenmemek,

  • Eşle iletişim kurmaktan sistematik biçimde kaçınmak,

  • Eşin ihtiyaçlarına karşı tamamen duyarsız davranmak.

Yargıtay kararlarında eşe ve çocuklara sosyal anlamda zaman ayrılmaması, eşin kendi ailesiyle görüşmesinin sınırlandırılması ve ilgisiz davranışların ortak konuttan ayrılmaya neden olması kusur değerlendirmesine konu edilmektedir.

Ev İşlerine ve Çocuk Bakımına Katılmamak

Evlilik birliğinin giderlerine katılma yalnızca para ödeme yükümlülüğü değildir. Ev işleri, çocuk bakımı ve aile yaşamına ilişkin emek de eşlerin katkısı içerisinde değerlendirilir.

Eşlerden birinin;

  • Çocukların bakımını tamamen diğer eşe bırakması,

  • Ev içindeki hiçbir sorumluluğu üstlenmemesi,

  • Diğer eşin hastalığı veya yoğun çalışma döneminde destek vermemesi,

  • Bütün aile sorumluluklarından sürekli kaçınması

somut olayın özelliklerine göre kusur oluşturabilir.

Ancak ev içerisindeki görev dağılımı her ailede farklı olabilir. Mahkeme, tarafların evlilik süresince benimsediği yaşam düzenini ve davranışın ortak hayat üzerindeki etkisini birlikte değerlendirir.

Güven Sarsıcı Davranış Nedir?

Güven sarsıcı davranış, zina kesinliğinde ispatlanamasa bile eşler arasındaki sadakat ve güven ilişkisini ciddi biçimde zedeleyen davranışları ifade eder.

Şu tür davranışlar somut olayın özelliklerine göre güven sarsıcı kabul edilebilir:

  • Başka biriyle duygusal içerikli yoğun mesajlaşma,

  • Gizli ve sürekli görüşmeler,

  • Eşi dışında biriyle yakınlığını saklama,

  • Gece saatlerinde açıklanamayan görüşmeler,

  • Evlilik dışı ilişki izlenimi oluşturan sosyal medya paylaşımları,

  • Başka biriyle ortak seyahat veya konaklama,

  • Sadakat yükümlülüğüne aykırı yakınlık,

  • Eşinden gizli ikinci telefon veya hesap kullanma.

Yargıtay kararlarında zina düzeyine ulaştığı kesin olarak ispatlanamayan bazı davranışların güven sarsıcı davranış olarak kabul edilerek boşanma ve kusur değerlendirmesine esas alındığı görülmektedir.

Güven Sarsıcı Davranış ile Zina Arasındaki Fark

Zina, evli kişinin eşi dışında başka biriyle cinsel ilişki kurmasıdır ve Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesinde özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir. Güven sarsıcı davranış ise mutlaka cinsel ilişkinin ispatını gerektirmez.

Başka biriyle yoğun ve gizli iletişim kurulması, duygusal yakınlık yaşanması veya sadakat yükümlülüğüyle bağdaşmayan davranışların bulunması zina ispatlanamasa bile evlilik birliğinin temelinden sarsılması kapsamında değerlendirilebilir.

Bu ayrım dava açma süresi ve ispat bakımından önemlidir. Zina sebebine dayalı dava altı aylık ve beş yıllık hak düşürücü sürelere tabi iken, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına ilişkin genel boşanma sebebinde aynı süreler uygulanmaz.

Sosyal Medya Kullanımı Güven Sarsıcı Davranış Olabilir mi?

Sosyal medya kullanmak tek başına boşanma sebebi değildir. Ancak;

  • Başka kişilerle cinsel veya duygusal içerikli yazışmalar yapmak,

  • Eşten gizlenen hesaplar kullanmak,

  • Evlilik dışı ilişki izlenimi veren paylaşımlar yapmak,

  • Eşi toplum önünde aşağılamak,

  • Özel yaşamı izinsiz paylaşmak,

  • Sürekli eski eş veya partnerlerle gizli iletişim kurmak

somut olayın özelliklerine göre güven sarsıcı veya psikolojik şiddet niteliğinde değerlendirilebilir.

Delilin hukuka uygun elde edilmesi gerekir. Eşin hesabına şifre kırarak girilmesi veya telefonuna casus yazılım yüklenmesi, delilin değerlendirilmemesine ve ayrıca hukuki ya da cezai sorumluluğa yol açabilir.

Cinsel Birliktelikten Kaçınmak Boşanma Sebebi Olabilir mi?

Eşler arasındaki cinsel yaşam, evlilik birliğinin özel ve hassas alanlarından biridir. Haklı bir neden bulunmaksızın sürekli biçimde cinsel yakınlıktan kaçınmak veya eşini cezalandırma yöntemi olarak cinsel ilişkiyi reddetmek, diğer olaylarla birlikte evlilik birliğini sarsan davranış olarak değerlendirilebilir.

Bununla birlikte sağlık sorunu, psikolojik rahatsızlık, doğum sonrası dönem, travma veya taraflar arasındaki başka ciddi sorunlar bulunuyorsa davranışın kusur niteliği farklılaşabilir.

Mahkeme, özel hayatın gizliliğini gözeterek olayın nedenlerini, süresini ve evliliğe etkisini değerlendirir. Bu konuda ileri sürülen iddiaların gereksiz ayrıntılarla kamuya açıklanmasından kaçınılması önemlidir.

Affedilen veya Hoşgörüyle Karşılanan Olaylar Kusur Sayılır mı?

Bir eşin diğer eşin davranışını açıkça affetmesi veya olaydan sonra evlilik birliğini sürdürme iradesini açık biçimde ortaya koyması, aynı olayın sonradan kusur olarak ileri sürülmesini etkileyebilir.

Yargıtay uygulamasında affedilen veya en azından hoşgörüyle karşılanan olayların boşanmada kusur olarak yüklenemeyeceği kabul edilmektedir.

Affetmenin varlığı;

  • Tarafların birlikte yaşamaya devam edip etmediği,

  • Olaydan sonra normal evlilik ilişkisine dönülüp dönülmediği,

  • Yazışmalar ve davranışlar,

  • Barışma sürecinin içeriği,

  • Sonradan yeni olayların meydana gelip gelmediği

üzerinden değerlendirilir.

Çocuklar için iletişim kurulması, kısa süreli görüşme veya güvenli bir uzlaşma arayışı her durumda affetme anlamına gelmez.

Evlilik Birliğinin Sarsıldığı Nasıl İspat Edilir?

İspat araçları ileri sürülen davranışın türüne göre değişir. Kullanılabilecek başlıca deliller şunlardır:

  • Olaylara doğrudan tanık olan kişilerin anlatımları,

  • Hukuka uygun mesaj ve elektronik yazışmalar,

  • Sosyal medya paylaşımları,

  • Banka ve kredi kartı hareketleri,

  • SGK ve gelir kayıtları,

  • Sağlık ve psikolojik destek belgeleri,

  • Polis veya jandarma tutanakları,

  • Savcılık ve ceza dosyaları,

  • Koruma ve uzaklaştırma kararları,

  • Fotoğraf ve video kayıtları,

  • Okul ve çocuk bakım kayıtları,

  • Diğer hukuka uygun belgeler.

Tanıkların yalnızca taraflardan duyduklarını aktarması yerine olayları doğrudan görmüş veya işitmiş olması, beyanların ispat gücünü artırır. Aile bireylerinin tanıklığı sırf taraflarla akraba olmaları nedeniyle geçersiz sayılmaz; anlatımların tutarlılığı ve diğer delillerle uyumu değerlendirilir.

İddiaların Dilekçede Somutlaştırılması

“Eşim bana psikolojik şiddet uyguladı” veya “Eşim ilgisizdi” gibi genel ifadeler tek başına yeterli değildir. Dilekçede mümkün olduğunca;

  • Davranışın ne olduğu,

  • Yaklaşık ne zaman gerçekleştiği,

  • Ne kadar sürdüğü,

  • Kimlerin olaya tanık olduğu,

  • Hangi delille ispatlanacağı,

  • Ortak hayatı nasıl etkilediği

açıklanmalıdır.

Örneğin “eşim ekonomik şiddet uyguladı” demek yerine, maaşa el koyma, ev giderlerini karşılamama veya çalışma hayatını engelleme gibi somut davranışların belirtilmesi gerekir.

Kusur Değerlendirmesi Nafaka ve Tazminatı Nasıl Etkiler?

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması davasında tespit edilen kusurlar boşanmanın mali sonuçlarını doğrudan etkileyebilir.

  • Maddi tazminat isteyen eşin kusursuz veya daha az kusurlu olması gerekir.

  • Manevi tazminat isteyen eşin kişilik hakkının kusurlu davranışlarla ihlal edilmiş olması aranır.

  • Yoksulluk nafakası isteyen tarafın kusurunun diğer eşten daha ağır olmaması gerekir.

  • İştirak nafakasında ebeveynlerin kusuru değil, çocuğun ihtiyacı ve tarafların mali gücü esas alınır.

Bu nedenle psikolojik veya ekonomik şiddetin, ilgisizliğin ve güven sarsıcı davranışların doğru ispatlanması yalnızca boşanma kararını değil, nafaka ve tazminat taleplerini de etkiler.

⚠️ Uygulamada Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayanan davalarda şu hatalardan kaçınılmalıdır:

  • Her aile içi tartışmanın tek başına boşanma sebebi olduğunu düşünmek,

  • Psikolojik şiddeti yalnızca genel ifadelerle anlatmak,

  • Ekonomik şiddete ilişkin banka ve gelir kayıtlarını sunmamak,

  • İlgisizlik iddiasında somut olay ve tarih belirtmemek,

  • Güven sarsıcı davranış ile zina iddiasını birbirine karıştırmak,

  • Özel boşanma sebebinin hak düşürücü sürelerini gözden kaçırmak,

  • Affedilen veya hoşgörüyle karşılanan eski olaylara tek başına dayanmak,

  • Yalnızca tarafın anlattıklarını bilen tanıkları yeterli görmek,

  • Dava açıldıktan sonra meydana gelen yeni olayları usulüne uygun ileri sürmemek,

  • Eşin telefonuna veya sosyal medya hesabına hukuka aykırı biçimde erişmek,

  • Çocukları tanık veya baskı aracı olarak kullanmak,

  • Kusur değerlendirmesinin nafaka ve tazminata etkisini göz ardı etmek.

Hukuki Destek Neden Önemlidir?

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması geniş kapsamlı bir boşanma sebebidir. Ancak bu genişlik, soyut ve delilsiz her iddianın kabul edileceği anlamına gelmez. Psikolojik şiddet, ekonomik şiddet, ilgisizlik ve güven sarsıcı davranışların ayrı ayrı somutlaştırılması ve hukuka uygun delillerle desteklenmesi gerekir.

Dava dilekçesinde ileri sürülmeyen olayların sonradan dosyaya eklenmesi sınırlı olabilir. Kusurun yanlış değerlendirilmesi ise tazminat ve yoksulluk nafakası taleplerinin reddedilmesine yol açabilir. Bu nedenle dava stratejisinin aile hukuku alanında deneyimli bir avukat tarafından oluşturulması, olayların doğru hukuki nitelendirilmesi ve delillerin süresinde sunulması açısından önem taşımaktadır.

Tüm Makaleler Danışmanlık Alın